MİSAK-İ MİLLİ’DE KİM KİME ‘’İHANET’’ ETTİ ? MV Hasan Özgüneş Kaleminden

MİSAK-İ MİLLİ’DE KİM KİME ‘’İHANET’’ ETTİ? Türk egemen siyaset elitinin Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana en çok kullandığı sözcüklerinden biri ‘’ihanet’’ sözcüğüdür. Bunu daha çok özgürlük, eşitlik ve kimlik mücadelesi yürüten Kürtler ve muhalifler için kullanırlar. Ama en çok Kürtler için kullanırlar.  Bir yandan bin yıllık kardeşlikten söz ederler, tarihin zor günlerinde, dönemeçlerinde kader birliği yaptıklarını […]

MİSAK-İ MİLLİ’DE KİM KİME ‘’İHANET’’ ETTİ ? MV Hasan Özgüneş Kaleminden
MİSAK-İ MİLLİ’DE KİM KİME ‘’İHANET’’ ETTİ ? MV Hasan Özgüneş Kaleminden
Hasan Özgüneş
  • Yayınlanma19 Ocak 2022 20:13
  • Güncelleme20 Ocak 2022 13:15

MİSAK-İ MİLLİ’DE KİM KİME ‘’İHANET’’ ETTİ?

Türk egemen siyaset elitinin Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana en çok kullandığı sözcüklerinden biri ‘’ihanet’’ sözcüğüdür. Bunu daha çok özgürlük, eşitlik ve kimlik mücadelesi yürüten Kürtler ve muhalifler için kullanırlar. Ama en çok Kürtler için kullanırlar. 

Bir yandan bin yıllık kardeşlikten söz ederler, tarihin zor günlerinde, dönemeçlerinde kader birliği yaptıklarını ifade ederler, öte taraftan Kürt halkının coğrafyasını, kimliğini, dilini ve kültürünü inkar eder ve kültürel soykırıma tabi tutarlar. Dünyada eşi benzeri olmayan baskı ve sindirme çabalarını da eksik etmezler.

Evet bin yıllık tarihsel beraberlik ve iç içelikten, kültürel alışverişten, kimi tarihi dönemeçlerde kader birliği yaptıklarından söz edilebilir.

Örnek kabilinde birkaç tarihsel olgudan söz edebiliriz. Bizans zulmüne ve işgaline karşı 1071’de Kürt Mervani Devleti, Selçuklu lideri Alp Arslan ile ittifak kurarak Malazgirt’te Bizans Kralı Romen Diyojen ordusunu yenilgiye uğratmışlardır. En büyük sonuçlarından bir Anadolu kapıları Türklere açılmış ve yurt olmuştur. 

Kürt Selahaddin Eyyubi’nin 1170-1187’li yıllarında Zengi Türk(men)leri ve Araplarla Haçlı Seferlerine karşı kurduğu ittifak ve Kudüs’ün kurtarılışı yine tarihsel önemi son derece büyük ve unutulmaz tarihi sonuçlar doğurmuştur.

Diğer bir önemli ittifak Osmanlı 9. Padişahının 1514’te 26 Sünni Kürt Beyleri ile İran Şahı İsmail’e karşı yaptıkları ittifaktır. Osmanlı bu ittifakla Orta Doğuya, Balkanlara ve Mısıra dek yayılmış ve büyümüştür. Üç yüz yıl boyunca birçok Kürt Beyliği güçlü özerkliklerle varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşında ağır bir yenilgiye uğratılmasından sonra; Sevr Antlaşmasıyla Türklere Anadolu’da küçücük bir toprak parçası bırakılmıştı. İstanbul İtilaf devletlerine, Egenin önemli bölümü Yunanistan’a, Akdeniz Bölgesi-Suriye Fransa’ya, Irak İngilizlere vs. bırakılmıştı. (Servde çizilen haritaya bakılabilir)

Türkler-Kürtler büyük ekseriyetle Müslüman oldukları için bu yabancı işgale karşı ciddi bir rahatsızlık duydular. Atatürk bu gerçeği görerek İstanbul’dan Anadolu’ya, Kürdistan’a geçerek ‘’Kurtuluş Savaşını’’ başlattı. 

Tüm Osmanlı hegemonyasındaki farklı halklar İtilaf Devletleri ya da Rusya ile ilişkiye geçerek fırsattan yararlanarak devletlerini kurdular ya da kurmaya çalıştılar. 

Kürtler bu konuda üçe bölündüler. Osmanlı Halifesinden yana tavır alan ‘’dindar Kürtler’’ Osmanlı saltanatını kurtarmak ve Özerklikle kendini idare etmek istediler. Aydınlar, feodal ailelerden gelen bir kesim öncülüğünde bağımsız bir devlet kurmak için harekete geçtiler. Ancak büyük halk gövdesi Türklerin kardeşliğine inanarak M. Kemalin yarattığı harekete katıldılar. 

M. Kemal, Kürtleri kazanmak ve İngilizlere, Fransızlara karşı duruşlarını sağlamlaştırmak için büyük çabalar sarf etti. Müslüman kardeşliğinden, tarihsel birliktelikten sürekli dem vurarak Kürtlere vaatlerde bulundu. Şeyh Mahmut Berzenci Güney Kürdistan’da İngilizlere karşı savaş açtı. Kürtler-Türkler Fransızlara karşı Antep, Urfa ve Maraş’ta direnişe geçtiler. 

M. Kemal, Osmanlı sınırları içindeki Kürdistan coğrafyasını, Anadolu ve Trakya’nın büyük bölümünü misak-i millinin sınırları içine almayı hedeflemişti. Kürtlere de özerklik verileceği sözünü her zeminde dillendiriyordu.

Amasya protokolünün 1. Maddesinde şunu ifade ediyor;’’Osmanlı devletinin düşünülen ve kabul edilen sınırı; Türklerin ve Kürtlerin oturduğu araziyi içine alır.’’ A. Arslan s. 68 –Bekir Sıtkı Yalçın – İsmet Gönülal Atatürk İnkılabı S. 50 

Yani günümüzün Başur, Rojava ve Kuzey Kürdistan denilen coğrafyadır. Birçok farklı yerde ve belgede M. Kemalin Kürtlere Özerklik vaat ettiği biliniyor.

Örnek kabilinden şu meclis kararını okuyucunun dikkatine sunmak istiyorum.

Kürdistan hakkında BMM Vekilleri Heyetinin Elcezire Cephesi Komutanlığına talimatıdır. “

1-Adım adım bütün memlekette ve geniş ölçüde doğrudan doğruya halk tabakalarının ilgili ve etkili olduğu mahalli idareler kurulması iç siyasetimizin gereğidir. Kürtlerin oturduğu bölgelerde ise hem iç siyasetimiz hem de dış siyasetimiz açısından adım adım mahalli bir idare kurulmasını gerekli bulmaktayız. 

2- Milletlerin kendi kaderlerin kendilerinin idare etmeleri hakkı, bütün dünyada kabul olmuş bir prensiptir. Biz de bu prensibi kabul etmişizdir ve reylerini açıkladıkları zaman, kendi kaderlerine zaten sahip olduklarını, TBMM iradesinde yaşamaya talip olduklarını ilan etmelidirler. Kürdistan’daki bütün çalışmanın bu amaca dayanan siyasete yönelmesi El Cezire Cephesi Kumandanlığına aittir.’’ 

              BMM’si Reisi M. Kemal, A. Arslan S. 86, TBMM Gizli Celse Zabıtları C.3 S.562

Ayrıca 1921 Anayasası bir nevi özerklik içermekte idi. Kasr-i Şirin Antlaşması ile (1639) iki’ye, Lozan öncesinde Ankara Antlaşması ile Rojava Fransızlara, Lozan’da da Başur İngilizlere verilerek Kürt coğrafyası dört parçaya bölündü. Lozan sonrası Kürt inkarı ve asimilasyonu başladı. Şark Islıhat Planı ve anayasanın 42. maddesiyle Kürtçe yasaklandı, Kürt kültürüne, kimliğine, tarihine saldırılar gerçekleştirildi. Kürtlerin en ufak talebi şiddetle bastırıldı. Kürde ait her şey yok edilmeye devam ediliyor. 

Tabi gerçekten Türk egemenlerine sormak lazım, hakikaten eğer ‘’ihanetten’’ söz edilecekse; kim kime ihanet etti ve ediyor?  20.1.2022

                                                          Hasan Özgüneş HDP Şırnak mv.