
Nazım Hikmet’in şiirdeki performansı hiç şüphesiz tartışmasızdır. Şiir yazmayı bu hocamızdan öğreniyoruz. Coğrafyamızın aydınlık yüzü, önemli bir değeri olduğunu kitaplarımda ve yazdığım makalelerde hep dile getirmişimdir. Büyük ustayı, bir kez daha saygıyla anıyorum. Belki abartılı olacaktır ama her Ermininin, Kürdün, Alevinin, Rumun ve diğer azınlık hakların evlerinde, Nazım’ın kitapları bulunur. Sıkıyönetim, askeri ve sivil darbelerin […]
Nazım Hikmet’in şiirdeki performansı hiç şüphesiz tartışmasızdır. Şiir yazmayı bu hocamızdan öğreniyoruz. Coğrafyamızın aydınlık yüzü, önemli bir değeri olduğunu kitaplarımda ve yazdığım makalelerde hep dile getirmişimdir. Büyük ustayı, bir kez daha saygıyla anıyorum.
Belki abartılı olacaktır ama her Ermininin, Kürdün, Alevinin, Rumun ve diğer azınlık hakların evlerinde, Nazım’ın kitapları bulunur. Sıkıyönetim, askeri ve sivil darbelerin yasaklarına rağmen sahiplenilmiştir. Şaire saygı duyulduğundan ötürü, düğünlerinde, cenazelerinde ve özel günlerinde şiirleri okunur…
Ayrıca yukarıda sözünü ettiğim Türkiye halklarına “Nazım kimdir” diye sorulduğunda, ‘Tarihe mal olmuş ve sürgünde yaşamış saygın bir halk şairdir’ cevabını alacaksınız ki ben de bu fikirdeyim! Nazım sahiplenmelidir ve özlemle anılmalıdır.
Lakin Nazım’ın aynı hassasiyeti göstermediğini düşünüyorum. Çünkü Kürt katliamlarını, Ermeni, Rum, Dersim ve Ezidi Soykırımı hakkında bir dörtlük bile yazmamıştır. Kardeş halkların acılarını kaleme almadığı gibi şiirlerinde, tutucu boyutta olmasa da Türkçülüğe, Kemalizm’e övgüler dizmektedir.
Sosyalistler hariç, Türk kardeşlerimizin ezici çoğunluğu ise halen Nazım’ı vatan haini olarak görmekteler ve kitaplarını da okumazlar. Hatta kahvehanelerde hakaret etmekten geri kalmayacak kadar işi ileri götürüyorlar. Bir kısmı ise ‘Şairimiz vatanseverdi, milliyetçiydi, Türkçüydü, Atatürkçüydü, vatanından ayrı yaşamayı hak etmedi’ gibisinden devlete sitemde bulunurlar.
Özgürlüklerin tavan yaptığı “Sovyetler Birliğinde” yaşayan Nazım, dünyanın en ücra köşesinde bulunan kişilerle tanışıyor. O kişilerle yazışıyor. Empati kuruyor. Dost oluyor. Bu dostlarına şiirler yazıyor ve Türkiye halklarına tanıtıyor. Fakat ülkesindeki yangını, kardeş halkların feryadını maalesef görmüyor, görmek istemiyor!
Netice olarak, şairin suskunluğu ve ülkesinin en önemli meselelerini gözemezden gelmesi insanı düşündürmektedir. Onu bu suskunluğa ve görmemezliğe iten deden neydi? Şairin suskunluğu tartışmamıza kapı aralıyor.
Maksat büyük ustayı yıpratmak değil, onun suskunluğunu öğrenmemiz gerekiyor!
Dolayısıyla gelecek nesillerin benzeri hatalara düşmemesi için ustamızı saygılı bir şekilde tartışmak, tartıştırmak, eksiklerini dile getirmek zorundayız…
Hüseyin Can