KİMYASAL SOYKIRIM KÜRT SOYKIRIMININ BİR PARÇASIDIR

KİMYASAL SOYKIRIM KÜRT SOYKIRIMININ BİR PARÇASIDIR Sömürgeci faşist diktatörlük Kürt soykırımına devam ediyor. Soykırımcı saldırganlık kimyasal silahların kullanılmasıyla tırmandırılıyor. Kürt gerillalarının yaptığı çekimlerle soykırımcı diktatörlük ve Erdoğan rejimi suç üstünde yakalandı. Gerek kimyasal silahların kullanıldığını, gerekse de kendi askerlerini yaktıklarını kanıtlayan görüntüler gittikçe artan şekilde dünya basınının gündemine girmektedir. kimyasal soykırıma karşı başta Kürdistan’da olmak […]

KİMYASAL SOYKIRIM KÜRT SOYKIRIMININ BİR PARÇASIDIR
KİMYASAL SOYKIRIM KÜRT SOYKIRIMININ BİR PARÇASIDIR
Hasan Ozan
  • Yayınlanma14 Kasım 2022 10:46

KİMYASAL SOYKIRIM KÜRT SOYKIRIMININ BİR PARÇASIDIR

Sömürgeci faşist diktatörlük Kürt soykırımına devam ediyor. Soykırımcı saldırganlık kimyasal silahların kullanılmasıyla tırmandırılıyor. Kürt gerillalarının yaptığı çekimlerle soykırımcı diktatörlük ve Erdoğan rejimi suç üstünde yakalandı. Gerek kimyasal silahların kullanıldığını, gerekse de kendi askerlerini yaktıklarını kanıtlayan görüntüler gittikçe artan şekilde dünya basınının gündemine girmektedir. kimyasal soykırıma karşı başta Kürdistan’da olmak üzere, iç ve uluslararası alanda giderek yayılan protesto hareketlerine tanık olmaktayız. Kürt halkının ve gerillanın direnişi, ilerici emekçi kitlelerin ve anti-faşist aydınların direnişi, sokak protestoları faşist saldırganlığın uluslararası alanda da deşifre olmasını sağlamaktadır.

Emperyalist ve gerici devletlerin savaşlarda kullandığı kimyasal silahlara karşı büyük tepkiler ve mücadeleler gelişince, kimyasal silah kullanımı uluslararası alanda insanlık suçu kabul edilerek yasaklanmıştır. Bu yasa ve yasak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni de bağlamaktadır; ki, kimyasal silahların kullanılmasını yasaklayan uluslararası sözleşmenin altında TC’nin de imzası bulunmaktadır.

Türk burjuva devletinin imzası, bir manevradan, tam bir sahtekarlıktan ibarettir. TC söz konusu sözleşmeyi biçimsel bir kabulle imzalamıştır. Politik sahtekarlık, çifte standart TC’nin karakteridir. Kürt yurtsever gerillalarına karşı vahşice kullanılan ve doğada da yıkım yaratan kimyasal saldırı(lar) devletin (ve Erdoğan rejiminin) bu sınır tanımaz iki yüzlülüğü ele vermektedir. Ayrıca Suriye’de radikal İslami faşist çeteleri kimyasal silahlarla donatan da bilakis Erdoğan rejimidir.

Türk sermaye devletinin DNA’sı insanlık suçlarıyla, soykırımlarla damgalıdır. Türk sermaye devleti, yasaklanmış kimyasal silahları Kürt ulusuna karşı fütursuzca kullanmaya da devam edecektir. Kürt ulusal hareketi ve öncüsü PKK, daha önce de defalarca kimyasal silahların kullanıldığını ve bunun bir savaş suçu, insanlık suçu olduğunu açıklamış, uluslararası kurumların yerinde inceleme yapmasını ısrarla talep etmişti. Ancak bu çağrı hiçbir zaman karşılık bulmadı ve “uluslararası toplum”un sessizlik duvarına çarptı.

Ama bu kez, durum değişmeye başladı, sessizlikle boğma, unutturma, geçiştirme politikası ciddi bir darbe yedi. 17 gerillanın kimyasalla katledilmesi, keza Türk ordusunun operasyon bölgesinde ölen  askerlerini üst üste atarak benzinle yakması belgelendi ve dünya kamuoyuna yansıtıldı.

Bu iki olgu, faşist diktatörlüğün inkara dayanan açıklamalarına karşın, mızrak çuvala sığmadığı için, giderek artan oranda uluslararası medyanın gündemine girdi.

Sorunun iç ve uluslararası alanda gündemleşmesi, kimyasal soykırıma karşı kitlesel tepkilerin gelişmesi gelecek açısından da önemlidir. Bugünlerin yarınları da var… Faşizmin suçüstü yakalanması, sömürgeci burjuva devletin, ordunun, Erdoğancı dinsel faşist rejimin teşhiri bakımından oldukça önemli bir gelişmedir. “Toplumun vicdanı” kabul edilen TTB Başkanı Şebnem hocanın kimyasal silah kullanıldığı iddiasının araştırılmasını talep ettiği için apartopar tutuklanıp tecrit hapishanesine gönderilmesi, sömürgeci faşist diktatörlüğün, ele başı Erdoğan’ın ne büyük korku yaşadığını da göstermektedir. Onlar, Şebnem hocaları susturarak, kimyasal katliamı protesto eden emekçilere azgınca saldırarak herkese gözdağı vermektedir. Buna karşın sokaklara taşan protesto eylemleri yayılmaya devam etmektedir. En önemli şey de sokaklarda kitlesel eylemlerin büyüyerek gelişmesidir. 

Son kimyasal silah kullanımı ve kimyasal katliam örneğinde de görüldüğü gibi, Erdoğan rejiminin iç, bölgesel ve uluslararası suç çetelesi kabarmaya devam etmektedir. Dolayısıyla Erdoğancı faşist diktatörlüğün soykırım, savaş suçu, insanlık suçlarının hem Türkiye’de, hem de uluslararası mahkemede (“Uluslararası Ceza Mahkemesi”) yargılanması talebinde ısrar etmek yakıcı bir görevdir.

Siyasi teşhir; “insanlık suçları”na karşı çıkan toplumun en geri kesimlerini bile harekete geçirebilecek etkin ve yaygın siyasal kampanyalar geliştirmek; kitlesel sokak eylemlerini yaymak ve büyütmek, günün görevidir. Kürdistan’da, Türkiye’de, Avrupa’da ve genel olarak yurtdışında gelişen  eylemleri birleştirerek geliştirmek faşizme, sermayeye, savaşa karşı mücadeleyi daha da güçlendirecek ve geliştirecektir. Karşı devrim içi çelişkileri de keskinleştirecek, faşist saldırganlığa geri adım attıracak şey, kitlelerin, büyük kitlelerin ısrarlı ve gelişen eylemleri olabilir ancak. Sorunun uluslararası arenada da gündemleşmesi ve etkili karşılık bulmasında da belirleyici olan bu mücadeledir. ABD, NATO, AB, BM gibi kurum ve devletlerden medet umulamaz. Ki bu kuvvetler, TC’nin arkasındaki kuvvetlerdir. TC’nin ihtiyaç duyduğu kimyasal silah teknolojisi ve kimyasal maddeler de ABD, AB tarafından karşılanmaktadır. Bu kuvvetler dün olduğu gibi bugün de sömürgeci faşist diktatörlüğün suç ortaklarıdır. Onlar için önemli olan tek şey, ekonomik, siyasal, askeri çıkarlarıdır… 

Kimyasal silah kullanımı, sömürgeci faşist diktatörlüğün aczinin, Kürt halkı ve gerillası karşısındaki başarısızlığının, verdiği ağır kayıpların ürünüdür. Erdoğan diktatörlüğünün Kürt sorununu “ez ve çöz” politikasıyla halledemeyeceği açık ve kesindir. “Ez ve çöz” politikası Kürt ulusal devriminin direnişine, gücüne çarparak faşizmi başarısızlığa sürüklüyor. Uluslararasılaşmış bir sorunun dünyadan gizlenerek “ez”ilmesi ve “çöz”ülmesi pek olanaklı değildir. Türk sermaye devleti, sömürgeci geleneksel politikada ısrar etmeye devam etmektedir. Fakat Türk egemen sınıflarının ve devletin açmazları da büyümektedir.

İran’da, İran Kürdistanı’nda başlayarak ülke çapında yayılan büyük ve radikal kitle hareketi, hem Kürt sorunu bakımından, hem de şeriatçı diktatörlüğe karşı mücadele bağlamında, nesnel olarak, Türk sermaye diktatörlüğüne ve dinci faşist Erdoğan rejimine inen darbeleri de ifade etmektedir. Türk, Arap, Fars gericiliğine karşı mücadelenin birleştirilerek bölgesel geliştirilmesi bakımından koşullar giderek daha elverişli hale gelmektedir ve gelecektir. Bu devrimci imkanın da değerlendirilmesi, bugün olduğu kadar yarının da yakıcı görevlerinden birisidir.