
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle Ege’nin farklı illerinde bir araya gelen yüzlerce kadın Muğla, Aydın, Balıkesir, Manisa, Denizli illerinde de , 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle alanlara çıktı. İzmir ve Kuşadasın da Kadın Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen kadınlar, Yine bir Uluslararası Kadına Yönelik Şiddete […]
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle Ege’nin farklı illerinde bir araya gelen yüzlerce kadın Muğla, Aydın, Balıkesir, Manisa, Denizli illerinde de , 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle alanlara çıktı. İzmir ve Kuşadasın da Kadın Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen kadınlar,
Yine bir Uluslararası Kadına Yönelik Şiddete Karşı Dayanışma ve Mücadele Gününde birlikteyiz… Ancak 1960 da Mirabel kardeşler, şiddete uğrayan ne ilk kadınlardı ne de şu anda biz onları anarken, sokaklarda evlerde şiddet, küçük yaşta evlendirme, çocuk doğurmaya zorlanma, erkeğe bağımlı hale getirilme, töre cinayetleri, cinsel tercihi nedeniyle nefret/ayrımcılık, iş yerlerinde mobing/emek sömürüsü bitmedi devam etmekte.
Kadın hakları ve sorunları denildiğinde, akıllara şiddet, tecavüz, taciz ve geleneklerin baskısı/baskınlığı geliyor… Halbuki kadın yoksulluğu da çok önemli bir sosyo-ekonomik sorundur… Çünkü erkeklerle kadınlar yoksulluğu farklı biçimde yaşamakta, yoksulluk kadın ve erkekleri farklı biçimde etkilemekte…
Son yıllarda artan ekonomik krizle birlikte, ülkemizde de kadınların erkeklere kıyasla daha fazla yoksullaştığı, istihdam kaybına uğradığı daha da görünür hale geldiği görülmekte…
İşsizlik, eşitsiz ve düşük ücret, kadın yoksulluğunu besleyen önemli kanalları oluşturmakta
Kadını her şeyden önce birer “ev kadını” olarak gören zihniyetler, kadın yoksulluğu ile mücadele etmekten öte, kazanılmış haklara saldırarak yok etmekte…
Kadınların ekonomik kaynaklara erişimleri güçleştirilmekte, erkeğin gelirine bağımlı hale getirilmekte… kadının ev içi emeğine karşılık bedelinin olmaması, yaşadığı yoksulluk ve ekonomik şiddetin en önemli nedenleri arasında görülmekte..ya da kayıt dışı ve düzensiz işlere daha çok mahkûm edilmekte, örgütlenme olanakları engellenmekte, sendikasız güvencesiz işlerde çalıştıklarından, kadın yoksulluğu artmakta…
Ülkemizde boşanmış kadın olmanın zorluğu, kadın istihdamının, kadınların mal varlığının ve gelirlerinin düşüklüğü ve giderek artan kadın yoksulluğu ortada iken… Kadın yoksulluğu, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadınların siyasi, sosyal ve ekonomik haklarına erişememesi mevcutken, kadınların almakta güçlük çektiği nafaka hakkına saldırılmakta…
Artan işsizlik ve yoksullukla kadına yönelik şiddet de artmakta
Şiddet gören kadın şikayet edip şiddet uygulayan eşine karşı uzaklaştırma almaktan çekinmekte… çünkü uzaklaştırma alan eş, birlikte oturulan evin elektrik su aboneliğini kestirip, kirayı ödememekte böylece kadının zor şartlarda yaşamasına neden olmakta… Astronomik kira artışlarından başka bir eve kadının taşınması zorlaşmakta… Kadının eşi sigortalı ya da üzerinde olan ev, araba v.s. den dolayı SED (sosyal ekonomik destek)veya hukuksal destekler konusunda yardım alamayabilmekte… Yanı sıra ücretsiz kreş eksikliğinden ve çocuk bakımını kolaylaştıran uygulamalardaki eksiklikler ve pahalılaşan bakım maliyetleri nedeniyle kadınlar iş yaşamından çekilmekte…
Kısacası Evde kocaya ekonomik bağımlılıkla zorlanan, çalışma dışına itilen kadınlarımız, iş bulursa bile temel ihtiyaçlarının karşılanması, kreş/çocuk bakım evi gibi önemli yerlerin az olması hala sorun olarak devam etmekte…
Bunca karamsar duruma rağmen kadınlarımıza yaşam haklarının elinden alınmayacağı günler diliyor…
MÜCADELEYE DEVAM DİYORUM…

BODRUM
Basın açıklamasını Bodrum Kadın Dayanışma Derneğinden Zeynep Dinçer 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olarak tüm dünyada ve Türkiye’de kadınların maruz bırakıldığı erkek şiddetinin sokaklara, meydanlara, kürsülere taşındığı bir güne dönüştü ifadesini kullandı
Tarih 1960. Dominik Cumhuriyeti ve hedefe alınan 3 kız kardeş, Mirabal kardeşler ağır işkenceye maruz bırakılıp tecavüz edilerek uçurumdan atıldılar. Bu ağır şiddet kadına yönelik erkek şiddetinin simgesi oldu ve bugün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olarak tüm dünyada ve Türkiye’de kadınların maruz bırakıldığı erkek şiddetinin sokaklara, meydanlara, kürsülere taşındığı bir güne dönüştü.

Bu mücadelenin uluslararası olarak kabul edilmesi, makul siyasetçilerin bir lütfu asla değil!
Uluslararası gün ilan edilmesi, kadınların verdikleri mücadeleden asla vazgeçmemesi ile gerçekleşti!
Kadınlar yurttaş olma hakkı için cadı ilan edilip yakıldılar, baştan çıkaran yakıştırması ile şeytanlaştırıldılar, giyotinde öldürüldüler, akıl hastanesine kapatıldılar, yalnızlaştırılıp evlere hapsedildiler. Gelgelelim asla ve asla direnmekten, fikirlerini savunmaktan vazgeçmediler!Bugün bu alanlarda ifade ettiklerimiz, savunduklarımız bu tarihsel dirençten geliyor!Kadın olmak, bir erkeğin eşi, bir erkeğin kızı, bir erkeğin baldızı, bir erkeğin ganimeti, bir erkeğin cariyesi olmak değildir. Kadınlar partilerin oy deposu, işverenler için ucuz emek gücü, küçümsenecek, aşağılanacak bir cins değildir ve asla olmayacaklar!
Bugün, bunu bu alanda söyleyebiliyorsak 400 yıldır verdiğimiz mücadele ile güçleniyor ve direnebiliyoruz.
“Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” demek salt bir slogan değil!

AÇIK BİR İTİRAZDIR! BAŞKALDIRIDIR!
İtaat etmemeyi kadın tarihimizden devraldık. Biliyoruz ki ninelerimizin verdiği mücadele itaat etmeyi değil, direnerek hayatlarımızı değiştirebileceğimizin açık göstergesidir!Bu nedenle dün olduğu gibi bugün de direnmek ve bize biçilen hayatları kabul etmemek verdiğimiz mücadele ile belirlenecektir. Bu nedenle, “kadınlar birlikte, birlikte güçlü diyoruz ve söylemeye, bir araya gelmeye, mücadeleyi şartlar ne olursa olsun sürdürmeye devam edeceğiz!Bodrum Kadın Dayanışma Derneği

BURSA
25 Kasım yürüyüşü ise polis tarafından engellenmek istendi. Polisin barikatlarını aşan kadınlar Fomara Medyanından Kent Meydanına yürüdü. Burada yapılan açıklamada, AKP-MHP iktidarının da kadın mücadelesinin kazanımlarını hedef alan politikalarının artarak devam ettiği belirtildi. “Kadın cinayetlerini olağanlaştıran erkek adalete ‘itaat yok isyan var’ demek için sokaktayız” denilen açıklamada, mücadelenin süreceği kaydedildi.
Özgür eşit bir dünyayı hep birlikte kuracağız.
ölümlerin, istismarın, kadın katliamlarının üstü, görevi etkin soruşturma yapmak olanlarca kapatılıyor. Kadınlara adeta yaşadığı şiddete yoksulluğa köleliğe ses çıkarma deniyor. Susmayan haklarını isteyen devlete görevlerini hatırlatan kadınların elinde avucunda hiçbir şey kalmasın diye tüm yasal haklar tek tek ortadan kaldırılıyor. İstanbul sözleşmesi pek çok ülkede “değerlerimize uymuyor” denerek tartışmaya açılıyor. Kadınların kendi hayatları üzerindeki söz hakkına “kutsal aile kutsal annelik” rolleri sözleri ile beton dökülüyor. Başta kürtaj hakkı olmak üzere tüm üreme hakları medeni haklar eğitim ve sağlığa erişim hakkı ve tüm bu haklardan faydalanabilmenin koşulu olan örgütlenme hakkı düşüncelerini özgürce ifade etme hakkı haber alma hakkı kadınların elinden alınmak isteniyor.Hapishanelerde bir çok kız kardeşimize yönelik koğuşları basılıyor, baskı şiddet ve ekonomik şiddet büyütülüyor. Dünyanın bir yanında kürtaj hakkı için mücadele verirken, bir yanında da zorla örtünmeme hakkı için savaşıyor kadınlar. Bir ülke de eşit işe eşit ücret hakkı için mücadele verirken diğerinde çalışma hakkı sendika hakkı için yan yana geliyorlar.
Şiddetsiz bir yaşam için sokaktayız!
Bir ülkede her gün 5 kadın cinayetine karşı etkili önlemler için sokağa çıkarken öbüründe çocuk yaşta alınıp satılmamak, evlilik altında köle olmamak için birleşiyor kadınlar. Yalnızca Türkiye’de değil dünyanın dört bir yanında kadınlar aynı şeyleri yaşıyor, hakları ve hayatları için aynı mücadeleleri veriyorlar. Kadınların hakları ve hayatları için çaktıkları kıvılcım, işçi ve emekçilerin mücadelesi ile geniş halk kesimlerinin direnci ile birleştiğinde neler olduğunu İran bize gösterdi. 25 Kasımda kadınların diktatörleri alaşağı etmek için birlikte mücadele ettiği halkı yoksulluğa şiddete baskıya sansüre haksızlığa boyun eğdirmek isteyenlere karşı; eşit, özgür şiddetsiz, insanca bir yaşam istediğimizi bir kez daha söylüyoruz.
BIJI TEKOŞiNA JINAN JIN JIYAN AZADI
Li cihanê her wiha disa li Tirkiye bi hêza kû em ji tekoşîna jinê distinin weke her sal, sal jû di 25’ê mijdarê li hember serdestiya mêr, li hember bê hûqûqi û bê edaletiyê, li hember nijad perestiyê û qetliamên her roj li ser jinê tê kirin disa li kolananin.
Tê zanîn qirizên abori li ser civakê bandorên xwe hene. Li ser jinê ev bandor qat bi qat zède û kûrtire. Jina kû li kar digere ù bixwaze bixebite aboriya xwe ava bike biçûk tè ditin bi cûdahtyan rù bi rû dimine. Jina kù bixwaze ji mêr veqete kuştin lê tè ferz kirin.
Disa dadgehên dewletè van kûjeran vedisère ù diparèze. Ev yek her roj siddetê zêde dike û dibe sedema her rojek jineke din were qetil kirin.
Jinên kû ên wekì Nevin, Çilem, Yasemin li hember tûndiyê ji bo kû nemire neçar maye kû kûstiye vê carê ji bi tûndiya edaleta mêr re rû bi rû maye. Em jin ji, li hember edaleta mêr tekosîna xwe bilind dikin. Em jin li hember zext, zor û tûndiyan peymana Stenbolê diparêzin! Emê sopdarên dozên her jin’a kû hatiye kûştin bin!
Emê li kolanan, li malan, li zaningehan, jiyanên kû li ser me tê ferz kirin qebûl nekin !
Meltem /A & Cuneyt/ Y