Hasan Özgüneş”in Kaleminden “ORTAK VATAN GERÇEĞİ VE KÜRT SORUNU”

ORTAK VATAN GERÇEĞİ VE KÜRT SORUNU Bazen ortak vatan dendiğinde şoven duyguları kabarık olan kimi Türkler ya da egemen kesim bir an düşünmeden ne ortak vatanı deyip sert tepki gösterirler. Kürt halkının Orta Doğu’nun kadim bir halkı olarak bir yurtlarının olduğunu ve bu coğrafyanın adının “Kürdistan” olduğunu bir türlü kabul etmezler. Tarih bilgisinden yoksun olmak […]

Hasan Özgüneş”in Kaleminden “ORTAK VATAN GERÇEĞİ VE KÜRT SORUNU”
Hasan Özgüneş”in Kaleminden “ORTAK VATAN GERÇEĞİ VE KÜRT SORUNU”
Cuneyt Yavuz
  • Yayınlanma3 Şubat 2022 13:09
  • Güncelleme3 Şubat 2022 18:57

ORTAK VATAN GERÇEĞİ VE KÜRT SORUNU

Bazen ortak vatan dendiğinde şoven duyguları kabarık olan kimi Türkler ya da egemen kesim bir an düşünmeden ne ortak vatanı deyip sert tepki gösterirler. Kürt halkının Orta Doğu’nun kadim bir halkı olarak bir yurtlarının olduğunu ve bu coğrafyanın adının “Kürdistan” olduğunu bir türlü kabul etmezler. Tarih bilgisinden yoksun olmak ya da deyim yerinde ise; “balık hafızalı“ olmak insanı hep mahcup eder. Bilerek çarpıtmak da daha vahim sonuçlar doğurur. 

Bu alanda Türk egemenleri gerçekleri saklamak, saptırmak, inkar etmek  konusunda son derece mahirdirler. Ortaya çıkan çatışmaların ve doğan maddi ve manevi zararların temelinde bu inkarcı, imhacı zihniyet yatmaktadır. Oysa Ne Selçuklu ne de Osmanlı döneminde bu denli katı bir inkar yoktu. Özellikle Kürtlerle önemli oranda işbirliği sağlama ve varlıklarını tanıma, kendini yönetme vb temel hususlar ilke düzeyinde kabul görmüştü. Bin yıllık tarihte bu birliktelik ve dayanışma Türk halkına çok kazandırmıştır. Tarihin incelenmesinde bu hakikat net olarak görülecektir. 

Osmanlının yıkılış aşamasında ve yeni Cumhuriyetin kuruluşunda Türk egemenleri kurtuluş umudu yine Kürtlerin ve Türklerin ortak mücadelesinde ve birliğinde aramışlardır. Dolaysıyla yapılan tüm çaba ve arayışlar bu eksen üzerinden yürütülmüştür. 

Amasya Protokolünde Osmanlı Ülkesi şu şekilde belirlenir; Beyannamenin birinci maddesinde: “Osmanlı Devleti’nin tasavvur ve kabul edilen sınırı Türk ve Kürtlerle meskun araziyi ihtiva eylediği ve Kürtlerin Osmanlı camiasından ayrılması imkansızlığı izah edildikten sonra, bu sınırın en asgari bir talep olmak üzere elde edilmesinin temini lüzumu müştereken kabul edildi.” Birinci maddenin devamında Kürtlerin hakları konusunda şu vurguya yer verilmiştir; “… Bununla beraber Kürtlerin serbestçe gelişmelerini temin edecek şekil ve surette örfi ve toplumsal hukukumuzca müsaadelere mazhar olmaları dahi tervic (kabul ettirip ve geçerli kılmak) ve yabancılar tarafından Kürtlerin bağımsızlığı zahiri maksadı altında yapılmakta olan tezviratın (yalan karıştırma-söyleme) önüne geçmek için de bu hususun şimdiden Kürtlerce malum olması hususu münasip görüldü.” Amasya Protokolü Heyet-i Temsiliye adına M. Kemal ve arkadaşları ile Osmanlı Hükümeti adına Bahriye Nazırı Salih Paşa tarafından 20-22 Ekim 1919’da Amasya’da imza altına alınmıştır. (1) 

Amasya Protokolünden sonra M. Kemal, 24 Nisan 1923’te meclis kürsüsünde Misak-i Milli konusunda şu açıklamada bulunur; “… Devlet için yeni bir hudut kabul ettik. Bu hudut beyannamemizin (Erzurum ve Sivas Kongreleri beyannameleri) birinci maddesinde açık olarak belirtilmiştir. (…) Ateşkes antlaşması yapıldığı gün ordularımız fiilen bu hatta hakim bulunuyordu. Bu hudut İskenderun Körfezi güneyinden Antakya’dan, Halep ile Katma İstasyonu arasında Cerablus Köprüsü güneyinde Fırat nehrine ulaşır.  Oradan Deyrazora iner, daha sonra doğuya uzatılarak Musul, Kerkük, Süleymaniye’yi içerir. Bu hudut ordumuz tarafından silahla müdafaa olunduğu gibi aynı zamanda Türk ve Kürt unsurlarının oturduğu vatan kesimleriyle sınırlıdır. “  (2) 

Kuşkusuz ortak vatan konusunda birçok farklı zeminde benzer açıklamalar yapılmış olup belgelerde mevcuttur. Ancak Lozan’da Kürt halkına ve ortak vatan gerçekliğine ve birlikte yaşama olgusuna “ihanet” edilmiştir.  Yaşanan sorunların zemininde bu hakikat yatmaktadır. Kurtuluş yolu demokratik ulus temelinde Kürtler ve diğer halklarla eşitlik temelinde bir arada özgürce yaşamaktır. Milliyetçi, ırkçı tek ulus dayatmaları sorunu çözmekten uzak olup sorunları daha da derinleştirmektedir. 

Tek ulus olgusu Fransız devrimi ile başta Avrupalı halklara daha sonra diğer halklara sirayet etmiştir. Zamanla görüldü ki tek ulusa dayalı devletler toplumsal farklılıklara çözüm olmadığı gibi sürekli çatışma ve sorun yaratmıştır. Dolaysıyla Avrupa’dan başlayarak çoğulculuğu esas alan, farklılıklara saygı duyan öz yönetimleri kendi içinde kabul eden yeni yapılanmalara gidilmiştir. Bu farklı biçimlerde; konfederal, federal, özerk, kanton ya da eyalet şeklinde kendisini göstermiştir. 

Orta Doğunun mevcut hali tek ulus yapılanmasına dayandığı ve demokratik bir zihniyete kavuşturulamadığı için sorunlarını çözemediği gibi dış müdahalelerden de kurtulamıyor. Birbirini tüketen, insan ve maddi varlıklarını heba eden bir durumdan kurtulamadıkları gibi, halklara da acı ve ızdırap vermekten öteye geçemiyorlar. 

Yeni bir zihniyete ihtiyaç vardır. Orta Doğu ve özelde Türkiye yeni bir zihniyet devrimine geçmeden sorunlarını çözme şansına sahip olamaz. Bu zihniyet, demokratik ulus temelinde; demokrasiyi, özgürlükleri, eşitliği, adaleti, evrensel hukuk ve insan haklarını benimseyen bir zihniyet ve yaklaşım olmalıdır. Barışı ve halkların eşit temelde bir arada yaşamasını esas alan bir yaklaşım olmalı. 

Temel toplumsal ve doğasal sorunların çözümü bu zihniyete kavuşmakla mümkündür. Bugün Orta Doğuda, kimlik, inanç, kadın-erkek eşitliği ve özgürlüğü, ekoloji sorunu ve milli gelirden yoksul halk kitlelerinin, işçi-emekçilerin adil yararlanma gibi temel sorunlar yaşanmakta. 

Tüm bu sorunların çözümünde ne kapitalist modernitenin dış müdahaleleri ne sömürgeci ırkçı, milliyetçi ya da dinci yaklaşımlar çare olamaz. Bugüne dek de olamadıkları gibi. Çare yeni bir zihniyet ve yeni bir yapılanmadadır. O da demokratik ulus temelinde yeni bir toplumsal yapılanma ve yönetime barışçıl şekilde geçiş yapmaktır. Tüm mücadeleler bu amaca yönelik olmalıdır. Bu aynı zamanda insani, vicdani bir görev ve sorumluluktur da…

(1) Türkiye Kurulurken Kürtler, Ahmet Hakan, İletişim Yay. S. 282-283, İst. 2013

(2)Atatürk’ün Söylev ve Demeçlerinden aktarım; Kurtuluş Savaşında Kürt Politikası, D. Perinçek, Kaynak Yay. 2. Bas. S.198, İst 1999)

 HDP Şırnak Mv.Hasan Özgüneş