SÜLEYMAN ÇİPİL”İN KALEMİNDEN HALKLARA YÖNELİK ASİMİLASYON POLİTİKASI

Devletin askeri ve polis güçlerinin yanı sıra Besic ve Ahlak polisi gibi paramiliter güçlerle içerde bu kişilik modeli insanlara dayatılırken, Devrim Muhafızlarıyla Arap ülkeleri ağırlıklı olmak üzere Şii nüfuzun olduğu ülkelere taşıma stratejisini izledi. Şu an Afganistan, Pakistan, Yemen, Suriye ve Irak’ta yerel paramiliter güçlerle varlık gösterirken, diğer Arap ülkelerindeki Şii ve Alevi toplumsal kesimleri […]

SÜLEYMAN ÇİPİL”İN KALEMİNDEN HALKLARA YÖNELİK ASİMİLASYON POLİTİKASI
SÜLEYMAN ÇİPİL”İN KALEMİNDEN HALKLARA YÖNELİK ASİMİLASYON POLİTİKASI
Cuneyt Yavuz
  • Yayınlanma19 Mart 2023 21:40
  • Güncelleme22 Mart 2023 00:21
Devletin askeri ve polis güçlerinin yanı sıra Besic ve Ahlak polisi gibi paramiliter güçlerle içerde bu kişilik modeli insanlara dayatılırken, Devrim Muhafızlarıyla Arap ülkeleri ağırlıklı olmak üzere Şii nüfuzun olduğu ülkelere taşıma stratejisini izledi. Şu an Afganistan, Pakistan, Yemen, Suriye ve Irak’ta yerel paramiliter güçlerle varlık gösterirken, diğer Arap ülkelerindeki Şii ve Alevi toplumsal kesimleri konsolide etmeye dönük örgütlemelere sahiptir. İran içinde toplumun herhangi bir kesimimin herhangi bir nedenle örgütlemesini idam gerekçesi yapan rejim, Şiilerin bulunduğu her ülkede yoğun bir örgütleme çalışması yürütüyor.
Dışarıda bulundurduğu Devrim Muhafızı ordularını ve buna bağlı yerel paramiliter güçlerin eğitim, lojistik, silah ve askeri giderleri ciddi bir ekonomik maliyete tekabül ediyor. Ancak rejim, Şialıkla harmanladığı Fars milliyetçiliğinin emperyal hedefleri için bu politikada ısrar ediyor. Ekonomik yükü ise halkların sırtına yıkıyor. İran’da halkların her fırsatta sokağa dökülmesi ve isyana durmasının temel nedeni rejimin bu politikasıdır. Zira bu politika hem Ortadoğu’dan hem de dünyadan tepki topluyor. Şialık üzerinden yürütülen emperyal politikalar İran’ın Arap ülkeleri, Afganlar ve İsraille karşı karşıya gelmesi anlamına geliyor.
Fars emperyalizmine karşı Arap, İsrail ve müttefiki batı ülkelerinin reaksiyonu İran’a ekonomik, askeri, siyasi ve diplomatik yaptırımlara dönüşüyor. ABD’nin öncülüğünü yaptığı yaptırımların İran ekonomisine etkisi ciddi. Petrol zengini bir ülke olduğunda ayakta kalmayı başarsa giderek azalan gelirler emperyal hevesleri için dışarda tuttuğu askeri güçler ve paramiliter güçlere yetmiyor. Yük giderek ağırlaşıyor ve ağırlaşan yük yeni vergilerle halktan alınıyor. Rüşvet, yolsuzluk ve rantın vaka-ı adiyeden sayıldığı ülkede, enflasyon son birkaç yıldır yüzde dörtyüzlerde seyrediyor. İşsizlik, yoksulluk ve yoksunluk her geçen yıl daha fazla derinleşiyor.
TOPLUMU DENETİM ALTINDA TUTMA ISRARI
Rejimin 1979 İslam Devrimiyle meriyete koyduğu yeni toplum ve insan modeli çoktandır iflas etti. Çöktü ve elinde kaldı. Bundan siyasi ve ekonomik olarak rant sağlayan molla rejimi dışında kimse itibar etmiyor. İrani halkların yüzde 90’ı rejim ve rejimin insan ve toplum modelinden nefret ediyor. Ne özgürlük ne istikrar ne de refah vaat eden bu model halklara her geçen gün yeni bir yük bindiriyor. Yıllardır süren ekonomik kriz halkın tahammül sınırlarını zorluyor. Bu nedenle yılda birkaç defa halk bir vesileyle sokaklara iniyor. Rejim sıkıştıkça stratejisini, politikalarını gözden geçirmek yerine despotik yapısını tahkim ediyor. Sivillerin hafiye haline getirildiği Besic, İrşat ve Ahlak Polisi gibi yapıları büyütüyor. Toplumu baskı ve zorla denetim altında tutmakta ısrar ediyor.
HALKLARA YÖNELİK ASİMİLASYON POLİTİKASI
Devletin şiddet gücünü Kürt, Beluci, Gilek, Arap, Tacik ve Azerileri gibi diğer halkları asimile etmek ve bastırmak için kullanıyor. Eril, dinci ve gerici erkek aklının en fazla yoğunlaştığı, örgütlendiği rejimlerin başında gelen Molla rejimi toplumun tüm nefes borularını tıkatmış ve gerici insan ve toplum modelini devletin şiddet gücüyle kabul ettirmeye çalışıyor. Halkın bu zulme karşı isyanını da tüm gerici despotik iktidarlar gibi “dış güçlerle” izah ediyor. Örgütlenme, ifade ve inanç özgürlüğü gibi temel hakları idam gerekçesi yapıyor. Bu ve benzeri iddialarla binlerce insanı idam ediyor. Halkların en temel kültürel, kimliksel, toplumsal ve siyasi haklarını Fars milliyetçiliğine karşı tehlike olarak görüyor ve katliamla bastırıyor.
Kadına düşman, halklara düşman, işçiye, emekçiye, yoksula ve farklı olan her şeye düşman olan rejimin halklara verebileceği herhangi bir şeyi kalmamış. Ayakta kalmasının tek dayanağı sayısını arttırdığı devletin zor araçları ve paramiliter yapılarıdır. Toplumun taleplerini şiddetle bastırarak çıkış arıyor. Bu politikasının yarattığı kriz ve çöküş giderek daha kısa aralıklarla rejimin ayaklarına, ellerin ve boynuna dolanıyor. Halkı nefes alamaz duruma getiren rejimin kendisi de halkların isyanı karşısında nefes alamaz duruma gelmiş. Toplum en ufak bir kıvılcımda ayağa kalkıyor. Dolayısıyla rejimin “dış güçler” iddiasının gerçeklerle alakası yok. İsyanların sebebi rejimin çökmüş, iflas etmiş insan ve toplum modelinin zorla dayatılmasıdır.
Nitekim rejimin ısrarla Amini’nin Kürd kimliğini, imansızlığını, toplumun ahlakına aykırı davrandığı iddialarına ve “dış güçler” hamasetine kimse inanmadı. Kürdistan eyaletinde başlayan isyan hızla Arapların, Farsların, Gileklerin, Belucların, Teckilerin ve Azerilerin yaşadığı tüm eyalet ve şehirlere yayıldı. Yetmedi dünyanın ilerici insanlığı bulunduğu her yerde Molla Rejimine karşı tepkisini ifade etti. İsyanların giderek sık aralıklarla ve daha yaygın ve etkili bir şekilde yaşanması Molla Rejimi için ciddi bir SOS’dir. Kadınlar, halklar, yoksullar, ezilenler rejimden kurtulma provalarını yapıyor.
EZİLENLERİN DİRENİŞİ
İran’da yaşananlar aslında tüm despotik, gerici diktatörlükler için de bir SOS’dir. Halklar artık milliyetçilik, cinsiyetçilik ve mezhepçilik hamasetine inanmıyor. Farklılıklara düşmanlık üzerinden tekçiliğin inşa edilmesine rıza göstermiyor. Devletin yoğun şiddeti karşısında zaman zaman geri çekilse de kadınlar, halklar ve ezilenler pes etmiyor. Çünkü bu karanlık, gericilik, zulüm ve despotizm karşısında yapabilecekleri başka bir şey gidebilecekleri başka yer yok. Tarihin tekerrür ettiği bir olgu ve olay varsa o da hiçbir despotizmin, gericilik ve karanlığın daimî olmayacağı ve önünde sonunda ezilenlerin direnişi karşısında yenilgiye uğrayacaklarıdır.
Masha Amini’nin katledilmesiyle başlayan isyan, ezilenlerin kadın öncülüğünde özelde İran rejimine genelde tüm despotik, gerici, eril iktidara karşı gelişen ilerici insanlığın isyandır. Bu isyanın karşısında hiçbir despotizmin direnme ve ayakta kalma şansı yoktur.
MA